
Belçika Merkez Bankası, ülkenin kamu maliyesinin mevcut durumuna yönelik bir kez daha endişelerini dile getirdi. Banka, Belçika’nın kamu borcunun, Fransa, İtalya, ABD ve Japonya gibi ülkelerle benzer derecede kırılgan olduğunu vurguladı. Söz konusu ülkelerin borç oranları daha yüksek olmasına rağmen, Belçika’nın yapısal zayıflıkları öne çıkıyor.
Belçika’nın kamu borcu, gayri safi yurt içi hasılanın yaklaşık yüzde 104’üne ulaşmış durumda. Aynı oran Fransa’da yüzde 113, İtalya’da yüzde 135, ABD’de yüzde 122 ve Japonya’da ise yüzde 236 seviyesinde. Ancak Merkez Bankası, yalnızca rakamlara odaklanmanın yapısal zafiyetleri göz ardı edebileceği uyarısında bulundu. Borcun sürdürülebilirliğinde mevcut seviye kadar gelecekteki borçlanma ihtiyaçları, mali eğilimler ve genel dinamikler belirleyici oluyor.
Banka, 2027 yılına kadar Belçika’nın bütçe açığının milli gelirin yüzde 5,6’sına ulaşabileceğini öngörüyor. Kısa vadede riskler sınırlı gibi görünse de, hükümetin her yıl gayri safi yurt içi hasılanın yüzde 20’si oranında finansmana ihtiyaç duyması önemli bir risk olarak öne çıkıyor.
Bununla birlikte, Belçika’nın dış yatırım pozisyonunun olumlu olması ve yüksek düzeyde yurt içi tasarrufların varlığı, olası finansman şoklarına karşı kısmi bir dayanıklılık sağlıyor. 2021 yılında, yabancı yatırımcılar Belçika tahvillerinden çekildiğinde, yerli tasarruf sahiplerinin tahvil alımları sistemin istikrarını korudu.
Orta ve uzun vadede ise Merkez Bankası, kamu borcunda beklenen artışın ‘endişe verici’ olduğunu belirtiyor. Sürekli bütçe açıkları, artan faiz giderleri ve yaşlanan nüfusun kamu harcamalarını artırması, mevcut zafiyetlerin başlıca nedenleri arasında gösteriliyor.
Diğer yandan, Fransa siyasi istikrarsızlık ve mali disiplinsizlikten, İtalya düşük ekonomik büyümeden, ABD ise sürekli ve yüksek ana bütçe açıklarından ötürü benzer sorunlarla karşı karşıya. Japonya’nın yüksek borç oranı ise büyük kamu varlıkları ve tahvillerin büyük ölçüde yurt içinde tutulmasıyla kısmen dengeleniyor.
Belçika Merkez Bankası, bu beş ekonomiden hiçbirinin yakın zamanda bir kriz riskiyle karşı karşıya olmadığını belirtti ancak piyasa dinamiklerinde ani bir değişim yaşanması halinde likidite baskılarının hızla ödeme gücü sorunlarına dönüşebileceği uyarısında bulundu.








