Bilim insanları Grönland’dan alınan bin yıllık buz çekirdeklerini inceledi
Araştırmacılar, atmosferdeki hidrojen miktarının sanayi devriminden bu yana yüzde 60 arttığını ve bu artışın küresel ısınmayı tetiklediğini ortaya koydu.

Yapılan son araştırmalar, atmosferdeki hidrojen (H2) oranının sanayi devriminden bu yana yüzde 60 arttığını gösteriyor. Cambridge Üniversitesi ve Kaliforniya Üniversitesi-Irvine’den bilim insanlarının öncülüğünde yürütülen çalışma kapsamında, 2024 yılında Grönland’da elde edilen bin yıllık buz çekirdeklerinden alınan numuneler incelendi.
Bilim insanları, buz çekirdeklerinde geçmişe ait hava kabarcıklarını analiz ederek atmosferin tarihsel bileşimini ortaya koydu. Elde edilen veriler, 19. yüzyılda milyonda 280 birim olan hidrojen yoğunluğunun günümüzde 530 seviyelerine yükseldiğini gösteriyor. Uzmanlar, bu artışın özellikle fosil yakıtların ve biyokütlenin yanması sonucu atmosfere yayılan hidrojenle ilişkili olduğunun altını çiziyor.
Hidrojen doğrudan bir sera gazı olmasa da, atmosferdeki diğer moleküllerle tepkimeye girerek dolaylı şekilde küresel ısınmayı artırabiliyor. Özellikle hidrojenin, atmosferdeki önemli temizleyici moleküller olan hidroksil radikalleriyle reaksiyona girerek, metan gazının atmosferde daha uzun süre kalmasına yol açtığı belirtiliyor. Metan ise, karbondioksite göre çok daha kuvvetli bir sera gazı olarak biliniyor.
Araştırmada, hidrojen yoğunluğunun tarihi dalgalanmalar gösterdiği ve bu dalgalanmaların iklim koşulları ile orman yangınları gibi doğal olaylardan etkilendiği kaydedildi. Küçük Buzul Çağı olarak bilinen dönemde (16. ile 19. yüzyıl arası), hidrojen oranının yüzde 16 düştüğü saptandı. Fakat uzmanlar, bazı değişimlerin hâlâ tam olarak açıklanamadığını ve hidrojenin iklimle olan ilişkisinin beklenenden daha karmaşık olabileceğini vurguluyor.
Çalışmada öne çıkan bir diğer önemli bulgu ise, hidrojenin yakıt olarak yoğun kullanımı durumunda atmosfere daha fazla hidrojenin sızabileceği ve bunun metan krizini kötüleştirebileceği uyarısı oldu. Araştırmacılar, hidrojen enerjisinin fosil yakıtlara göre çevreye daha az zarar verdiğini ancak kontrolsüz salınımlarının mutlaka izlenmesi gerektiğini belirtiyor.
Sonuçlar, hidrojen temelli yakıtların gelecekte fosil yakıtlara sürdürülebilir bir alternatif olması için, atmosferdeki etkilerinin detaylı şekilde anlaşılmasının şart olduğunu ortaya koyuyor.







